TC Sağlık Bakanlığı Küçükköy Sağlık Ocağı Resmi Web Sitesidir
Ana Sayfa Hizmetlerimiz Güncel Bebeğiniz Sigara İstatistikler Aşı Takviminiz
    

SOĞUK ALGINLIĞI

 

 

Hapşırık, sürekli akan burun ve az da olsa hafif bir yorgunluk hissi... Hasta olduğunuz kesin. Ancak, hemen grip deyip paniğe kapılmaya gerek yok. Çünkü, 250'den fazla nedenden kaynaklanan soğuk algınlığına da yakalanmış olmanız mümkün.

Hapşırık sırasında ağzımızdan çıkan havanın hızı, inanamayacaksınız ama, saatte 176 milometreye ulaşıyor.

Hapşırık, mevsimin en tipik hastalığı olan soğuk algınlığının ilk ve neredeyse kesin işaretlerinden biri.


Soğuk algınlığı ciddi bir toplumsal ve ekonomik sorun. Çünkü, en gelişmiş Batı Avrupa ülkelerinde bile, bu rahatsızlık yılda 40 binden fazla iş saati ve 300 milyon euroya varan gelir kaybına yol açıyor.

Ülkemizde bu yönde yapılan ciddi istatistikler olmadığı ve insanların büyük bir bölümü soğuk algınlığını ayakta geçiştirdiği için elimizde ne yazık ki somut rakamlar yok.


Her 4 soğuk algınlığı vakasından 2 tanesine, tıp dünyasının çok yakından tanıdığı 4 virüsten biri neden oluyor. Bu virüsler, solunum yolları hücrelerinde enfeksiyonlara yol açıyorlar.


Tüm bilim adamlarının üstünde uzlaştıkları tek nokta ise, hastalığın yoğunluğunun yaş ilerlemesiyle birlikte azaldığı...

Dünya Sağlık Örgütü'nün verdiği rakamlara göre, bir yaşına kadar bebekler yılda ortalama 8,3 kez, beş yaşına kadarki çocuklar ise yılda ortalama 7,4 kez soğuk algınlığına yakalanıyorlar.

Ergenlik çağından sonra bu rakam yılda ortalama 5,6'ya düşüyor. Yakalanma riski 50'li yaşlarda en düşük noktaya ulaşıyor ve daha sonra risk yeniden artıyor. Kısacası, bu hastalığa karşı en duyarlı olan kitle, küçük çocuklar ve yaşlılar...

Soğuk algınlığı, esas olarak üst solunum yollarında (burun, boğaz ve soluk borusu) zaman zaman da alt solunum yollarında (bronşlar ve akciğerler) meydana gelen virüs kökenli bir enfeksiyon. Uzmanlar, toplumun yaklaşık yüzde12'sinin bu virüsleri taşıdığını ancak hiçbir hastalık belirtisi göstermediğini belirtiyorlar. Ciddi bir salgında ise, virüsler özellikle çocuk nüfusun yüzde 80'ine bulaşabiliyor. Hastalığın bulaşma yolları, hem çok yaygın hem de kolay...


Kitle ulaşım araçlarında, yanınızdaki hasta bir kişinin burnundan ya da ağzından çıkan buhar, virüsü kolaylıkla size bulaştırabiliyor.

Yine 3 saat önce hasta bir kişinin hapşırığına maruz kalan bir eşyaya dokunmanız yeterli. Uzmanlar sadece dokunma yoluyla hastalığın bulaşma riskinin yüzde 93,7 civarında olduğunu söylüyorlar.


Çünkü, üzerinde virüs olan bir nes
neye elle dokunduğunuz zaman, olay bu kadarla kalsa sorun yok. Ancak, yapılan araştırmalar insanların sık sık kendi burunlarına dokunduklarını ortaya çıkarıyor. Böylece dokunma yoluyla bulaşma riski de yüksek rakamlara ulaşıyor.


İster dokunma ister soluma yoluyla, bir kez sağlıklı bir kişinin yüzüne ve gözlerine ulaşan virüsler, mukoza hücrelerinin üzerine yerleşiyorlar. Yüzeyde, içerdikleri proteinler aracılığıyla hücre çeperlerini delip içeri giriyorlar.

Ardından, konuk oldukları hücreyi kullanarak, orada çoğalmaya başlıyorlar ve sonuçta milyonlarca virüse dönüşüyorlar. İşte bu noktada dışarıya çıkmak için hücreyi parçalıyorlar ve diğer komşu hücrelere yayılıyorlar. Böylece hücrelerde enfeksiyon ortaya çıkıyor.


İlk hücrenin parçalanma süreci gözlerde, burunda ve boğazda hafif bir kaşıntıya yol açıyor.
İşte bu soğuk algınlığının ilk belirtisi...

Bu arada organizmanın bağışıklık sistemi alarma geçiyor. Enfeksiyonun yaşandığı noktaya daha fazla kan ulaşıyor. Kanla sulanan mukoza ile birlikte burnun içinde bir çeşit perde görevi gören "turbinati"ler, virüs bulaşmış havayı ısıtmaya çalıştıkları için şişmeye başlıyorlar ve böylece genişleyerek burnu tıkıyorlar.

Sonuçta kişi nefes almakta zorlanıyor. Ancak, tıkanan burun aynı zamanda virüslerin daha aşağıya inmelerini önlüyor.


Bağışıklık sisteminin korunma mekanizması bölgeye kan ulaştırmakla sınırlı kalmıyor. Bağışıklık sisteminin bazı hücreleri, bir soğuk algınlığı durumunda "histamin" adlı bir madde salgılıyorlar.

Bu madde sinir liflerini uyarıyor. Nöropeptit ve P maddesi içeren sinir liflerinin uyarılması çok belirleyici bir rol oynuyor. Çünkü bu maddeler, bir çeşit hapşırık salvosu biçiminde virüslere saldırıyorlar ve onları burun mukozasından uzaklaştırıyorlar. Kısacası, soğuk algınlığında organizmanın olağanüstü savunma mekanizmalarına güvenmek gerekiyor.  

Gerçekten de, bağışıklık sistemimiz çok özel bir savunma hattı oluşturuyor.

Çünkü, elimizde ondan başka bu virüslere karşı gelebilecek bir stratejimiz yok.

İddia edildiği gibi, yüksek miktarda C vitamini bile, ne yazık ki soğuk algınlığına karşı etkili değil.


Öte yandan, soğuk algınlığı tedavisinde uygulanan klasik "sıcak buhar banyosu"nu da ciddiye almak gerekiyor.

Yine de buhar banyosun yetersiz olduğu, gönüllüler üzerinde yapılan son çalışmalarla kanıtlandı. Soğuk algınlığı vakalarının büyük çoğunluğunda etkili olan "Rhinovirus", en ideal ortamını 33 derecede buluyor.

Bu, insanoğlunun burun deliğinin içindeki sıcaklık. 37 derecelik bir ortamda kendisini daha kötü hissediyor.

Yani, alt solunum yollarının ideal sıcaklığı olan 37 derecede o kadar rahat değil.

43derecelik bir sıcaklığa, sadece bir saat dayanıyor.


Nitekim, soğuk algınlığında vücut sıcaklığının yükselmesi, aslında organizmanın kendisini virüse karşı koruması anlamına geliyor.

Yani, üst solunum yollarını eşarp, fular, kaşkol gibi aksesuarlarla sıcak tutmak bu virüsün gelişemeyeceği bir ortam yaratmak demek...

Soğuk algınlığının tedavisinde, doktorlar beslenme biçimine de önem veriyorlar.

Bir an önce ayağa kalkmak için bol miktarda meyve, yeşillik yemek ve bol miktarda su içmek gerekiyor.

Çünkü, meyveyle yeşillik vücuda hem gerekli vitamin ve mineral tuzları sağlıyor, hem de hastalık nedeniyle organizmanın yitirdiği suyu sağlıyor.

Yine belirtileri hafifletmek için, kişinin kendi başına değil de bir doktorun önerisine göre ilaç alması gerekiyor.

Bu, çocuklar için de çok önemli.  


Zaten normal seyreden bir soğuk algınlığında görülmeyen yüksek ateş, sadece bu komplikasyonlar olduğunda ortaya çıkıyor. Ancak, yine de mutlaka bir doktora danışmak gerekiyor.

 
 
 

 

Kış mevsimine girerken soğuk algınlığı ve grip hastalığının sayısında önemli artışlar gözlenir. Sık sık karıştırılmakla birlikte ikisi ayrı rahatsızlıklardır. 

 Soğuk algınlığı ve grip arasındaki en önemli fark, soğuk algınlığında yüksek ateş ve genel durum bozukluğu gözlenmezken, gripte çok yüksek ateş, genel durum bozukluğu ve araya giren seconder (ikincil) bakteriyel enfeksiyonlar görülebilir.  

Soğuk algınlığı burun tıkanıklığı, burun akıntısı, boğazda yanma hissi ve öksürük ile başlar. Genellikle halkın dediği gibi soğuk algınlığı ilaçla bir haftada, ilaçsız yedi günde iyileşir.  

Soğuk algınlığına neden olan çok sayıda virüs vardır.

Bunlar rinovirüs, adenovirüs, solunum yolları sinsisyal virüsleri, korona virüsü ve enterovirüslerdir. Bu virüslere dünyanın her yerinde rastlanabilir.

  Rinovirüsler sonbaharda bazen de ilkbaharda salgınlar yapıyor. Korona virüsler kış aylarında, enterovirüsler ise sonbaharda salgınlara neden oluyor. Her virüsün çoğalma koşulları farklı olduğundan havanın ısı ve nem derecesine göre değişiklik gösterebiliyor. 

 

Soğuk algınlığı hasta kişinin aksırık-öksürük sırasında havaya saçtığı virüs taneciklerinin solunması sonucu; bunun dışında tokalaşma, öpüşme ve kalabalık ortamda bulunma durumunda da bulaşabilir. Soğuk algınlığı belirtileri başladıktan sonra insanlar çoğu kez dinlenmeksizin ayakta geçirebiliyor. Ancak, araya giren sinüzit veya orta kulak iltihabı oluştuğu zaman mutlaka dinlenmek gerekir.

  İstatistiki değerlendirme yapılmadığı için, ülkemizde soğuk algınlığının görülme sıklığı kesin olarak bilinmiyor. Çünkü, bir çok kişi, soğuk algınlığını ciddiye alıp doktora gitmiyor. Eczaneden aldıkları burun damlası ve burun açıcı ilaçlarla kendilerini tedavi ediyorlar.  

Araya bir komplikasyon girdiği zaman ancak doktora başvuruyorlar.

Her ne kadar soğuk algınlığı ile aynı anlamda kullanılsa da grip tamamen farklı bir hastalık. Gribal enfeksiyonun etkeni enflüanza virüsleridir.

  Enflüanza her yıl bazı farklılıklar göstermekle birlikte, çoğunlukla kış mevsimine girerken dünyanın her yerinde salgınlara yol açıyor. Virüs solunum yollarından girdikten 2-3 gün sonra kana karışarak tüm organları etkisi altına alıyor. Aniden titremeyle yükselen 39-40 dereceyi bulan ateş, baş ağrısı, kas ağrısı, halsizlik ve genel durum bozukluğu görülen başlıca belirtilerdir. 

 Ateş 3-4 gün sürdükten sonra yavaşça düşmeye başlar ve hastanın genel durumu düzelir. Ateş düştükten sonra ikinci kez yükselirse bu, araya sinüzit, orta kulak iltihabı veya bir pnomoni (zatürree) geliştiğinin ifadesidir.  

Bu durumda kesinlikle bir doktora başvurmak gerekir. Gribal enfeksiyonun seyri sırasında enflüanza virüsleri kalp zarı iltihaplanması, beyin zarı iltihaplanması, akciğer ve karaciğer iltihaplanması yapabilir. Gribal enfeksiyonun tedavisi için yaklaşık bir hafta dinlenmek gerek.

Hasta bol sıvı gıdalar almalı. B ve C vitamini hastaya destek sağlar.

  Ancak, vitaminler tedavide yararlı olmakla birlikte korunma esnasında faydalı olduğu gözlenmemiştir. Gripten korunmanın en etkin yöntemi grip aşısı yaptırmak. Grip aşısı her yıl Eylül-Kasım ayları arasında yapılıyor. Koruma süresi bir yıl kadar. Aşılanmış bazı kişilerde hastalık görülebilir ancak, belirtiler hafiftir. Önemli bir iş gücü kaybına yol açmaz  

Doktorların bir başka tavsiyesi de, soğuk algınlığında sümüğü kesinlikle tekrar burnun içine çekmeyip, estetik kaygılardan uzak durarak hemen sümkürmek. Aksi takdirde virüsler alın boşluğuna sıçrayarak sinüzite yol açabiliyor.  

Soğuk algınlığında antibiyotik kullanımı gereksiz sayılıyor.

Doktorlar sadece ciddi komplikasyon durumunda, bunu ender olarak yetişkinler, daha sık olarak çocuklar ve yaşlılar için öneriyorlar: Örneğin virüs saldırısı kulakları sardığında (otit), sinüzite yol açma riski taşıdığında, boğazda bakteri plakaları oluşturduğunda, ciğerlere ve ses tellerine indiğinde...

 

 

 


Ana Sayfa | Bizler | Sarımsaklı | Ayvalık | Bakanlık | Müdürlük | @ Posta